BİR KONTRGERİLLA İMPARATORLUĞU

Almanak 2002‘Hiçbir yasa ve kural tanımaksızın, kendini bunların sınırlayıcılığı içersine hapsetmeksizin amaca varmak için her yol ve yöntemi kullanarak sürdürülen mücadele ve savaş biçimi’.

Literatürde kontrgerilla savaşının tanımı yukarıdaki satırlarla özetlenmekte. Cinayet, suikast, işkence, darbe, soygun...Yalana dayalı, beyinleri esir almayı amaçlayan psikolojik savaş.... Kitlelerde infial yaratacak eylemler yaratmak ve bu infialin yarattığı kaos ortamının ardından hedefe doğru ilerlemek...

Kontrgerillanın varlığını birçok örnekleriyle biliyoruz elbette. Şili’deki darbeden Kolombiya’daki sendikacı suikastlerine, Erenköy Köşkü’nden Yunanistan’daki Cunta’ya kadar kontrgerilla operasyonlarına birçok örnek sayabiliriz dünyanın dört bir yanından.

Ülkemiz tarihinden de bir dizi örnek gelir aklımıza kontrgerillanın gerçekleştirdiği katliam ve operasyonlara. Ama sanki bütün bunlar tarih içinde kalmış gibi bir görüntü de yaratılmaya çalışılmaktaydı son yıllarda. Bu vahşi savaş biçiminin ve onun örgütlerinin tarihsel konumunu tamamladığı, günümüz egemen sınıflarının da bu kanlı yöntemlerden kurtulmayı hedeflediği ve bunun için adımlar atmaya ihtiyaç duyduğu ve de kontrgerillanın ve bu tarzın sırasıyla tüm ülkelerde tasfiye edildiği bir sürece girildiğini öne sürmekteydi bazı çevreler. Üstelik bu tezleri ortaya atanların önemli bir kesimi de ‘demokrat’ gözüken kişi ve çevrelerdi. Yaratılmak istenen yanılsamaya en büyük destek bu çevrelerden gelmekteydi. ‘Gelinen çağda insan hakları gibi kavramlar artık uluslar arası ve çağdaş kavramlar olarak herkesin değerleriydi.’’Uluslar arası normlar ve anlaşmalar herşeyin üstündeydi.’’Dönüşüme ve değişime ayak uyduramayan çağdışı örgütlenmeler tasfiye ediliyor, burjuvazi hukuk devleti ve hukuk kuralları içersinde bir yönetimi tercih ediyordu.’

 

Aslında bütün bu tezler, farkında olunsun olunmasın sınıf mücadelesinin, sınıfların arasındaki uzlaşmaz çelişkinin ortadan kalktığının utangaç teorilerinden başka şeyler değildi. Artık savaşların bile bittiği bir döneme girildiği, uzlaşma ve anlaşma yoluyla sorunların çözümünün mümkün olduğu bir hatta ilerlendiğini söylüyordu bazıları. Artık emperyalizme emperyalizm bile demiyorlar yeni bazı kavramları kullanmaya özen gösteriyorlardı. Ne de olsa emperyalizm denilince tarihten örnekleriyle kanlı ve işgalci bir güç geliyordu akıllara.

Ama kavramları ve gerçekleri kim ne kadar tahrif etmeye çalışırsa çalışsın, onları boşa çıkaran, çürüten yine emperyalizmin bizzat kendisi oluyordu son birkaç yıl içindeki çarpıcı uygulamalarıyla.

11 Eylül gibi ‘infial yaratacak bir eylemin’ ardından ABD yeni konseptini ilan ediyordu ve bu konseptin ilan edilişi dünya halklarına karşı tarihte görülmemiş derecede bir savaşın başlatılışı da oluyordu. Afganistan ardından Irak örnekleri emperyalizmin saldırganlığını, dünya pazarlarının hakimiyeti için mücadeleyi asla kendiliğinden bırakmayacağını en dar kafalıların bile anlayacağı örneklerdi.

Bölge hakimiyeti, enerji kaynaklarını ele geçirme, bunların yolları üzerindeki tahakküm, diğer emperyalist güçlerin önünün kesilmesi gibi tartışılmaya değer birçok yön bulunmakla birlikte bu yazı içersinde bunlardan çok ABD emperyalizminin yeni konseptine uygun olarak attığı bazı adımlardan, gerçekleştirdiği bazı yasal düzenlemelerden yola çıkarak ‘sınır ve kural tanımaz’ yöntemlerin ne derece geçersiz bırakılmış olduğunun yanıtını bulmaya çalışacağız.

Örneğin Afganistan sonrası kurulan Guantanamo esir kampı. Çoğu Afganistanlı binlerce insan mahkemeye dahi çıkarılmadan bu esir kampına doldurulmuştur. Tek kişilik hücrelerde kafalarına çuvallar geçirilmiş olarak, güneşin altındaki tellerle çevrili kafeslerde bekletilmektedirler. Neyi ve ne zamana kadar bekleyeceklerine herhangi bir uluslararası yasa cevap verememektedir.

Bu işkence kampının karşılığı uluslararası hukuk kuralları içersinde belki bulunmamaktadır ama ABD emperyalizminin ilan ettiği yeni konsept içersinde bunun karşılığı vardır. ‘Ya benden yanasın ya da terörist’ diyordu yeni konseptinde ABD emperyalizmi. ‘ABD çıkarları önünde kim engelse o aşılması gereken bir engeldir ve bunun için her yol kullanılacaktır.’

Bırakalım kendiliğinden demokratikleşmeyi, daha önceleri gizlenerek, örtülü operasyonlarla gerçekleştirilenler bugün bütün dünyanın gözü önünde açıkça ve çoğu yasalara da sokularak daha baskıcı ve ezici bir yolda ilerleniyordu. Emperyalizmin ihtiyaçlarına cevap verebilmek idi ana kıstas. Bugün de tam bu yolda çarpıcı örneklerle dolu ve öğretici bir süreçten geçmekteyiz.

Muazzam propaganda odaklarıyla, devasa medya imparatorluklarıyla beyinler esir alınmaya, yapılanlar ve yapılacaklar hakkında insanlar ikna edilmeye çalışılmakta bir yandan da. Yalan haberler, çarpıtılmış görüntüler eşliğinde milyonlar emperyalizmin safına çekilmeye en azından tarafsızlaştırmaya çalışılmakta. Yine literatürdeki adı psikolojik harp olan bu yönteme bugün 'kamu diplomasisi' adı verilmekte. Satın alınmış kalemler, iliştirilmiş gazeteciler emperyalizmin operasyonlarını gerçekleştirmesine ellerinden gelen katkıyı sunmakta.

İşkence bir insanlık suçu idi. Bunu çoğu zaman burjuva devlet yöneticilerinin ağzından da sermaye sözcülerinin hümanist yüreklerinden dökülen cümlelerden de duyuyorduk. Hatta ABD sözcüleri dünyanın bilmem neresindeki bir ülke yönetimini ‘işkence yaptığı’ için kınıyordu sık sık. Ama ABD yeni konseptinin ardından bu tür teferruatlarla uğraşmanın kendisi için vakit kaybı olduğunu gösterircesine işkenceyi yasalara koymanın yollarını tartışıyordu. ‘Terör kaynaklarına ulaşabilmek için sanıktan bilgi almanın zorunluluğu, sanık konuşmuyorsa konuşmasını sağlayacak yöntemlere başvurmasının gerekliliği’ bugün ABD yasalarına sokulmaya çalışılmaktadır. ABD’de gerekli yasal düzenlemeler yapılana kadar sanığın yasal mevzuatı uygun dost ve müttefik bir ülkede sorgulanması uygun görülmektedir. Düne kadar yapılan ancak inkar edilen işkence bugün yasalara sokulmaya çalışılmaktadır.

Ya da düne kadar dünyanın dört bir yanında gerçekleştirilen darbeler, suikastlerdeki ABD parmağı gizlenmeye çalışılırken, bunlar örtülü operasyonlar olarak saklanırken bugün ‘Teröre destek veren herhangi bir ülkenin liderinin devrilmesi için gerekli operasyonlar yapılmalıdır’ şeklinde yasal düzenlemeler gerçekleştirilmektedir. Çünkü ‘terör yeryüzünden silinmelidir’. Aslında darbeleri yasal hale getirmekle bir garabet de ortadan kaldırılmaktadır. Yıllardır varlığını herkesin bildiği darbeci yetiştiren ABD’nin askeri okulları inkar edilen darbelerle mezunlarının boşa eğitim aldığı, iş bulma şansı olmayan bir okula gittikleri gibi bir yanılgı da düzeltilmektedir.

Evet, ‘terör yeryüzünden silinmelidir, teröre karşı her yol meşrudur’. ABD yönetiminin tüm saldırılarına, operasyonlarına gerekçe gösterilen anahtar sözcükler. Bugün dünyada ABD’den daha büyük bir terörist güç mevcut mudur? Düne kadar herkesin bildiği ama gizleyerek yapmaya çalıştıkları bugün yasal hale getirilmektedir.

Sıcak gelişmelerin yaşandığı Ortadoğu açısından tartışmayı sürdürecek olursak İsrail gibi bir örneğin terörist tanımına tam anlamıyla denk düştüğünü kim inkar edebilir ki? Bu işgalci devletin giriştiği katliamlar, suikastler ABD tarafından alkışlanarak desteklenmektedir. Topraklarını savunmaya kararlı Filistinli çocukların tanklara karşı taşlı direnişini kırmak için başka yolun olmadığı gerçeğini bilen Kasap Şaron’un ‘Tüm Filistinli çocuklar yokedilmeli, dölleri kurutulmalı’ sözüne en büyük destek nereden gelmektedir? ABD yönetiminin Şaron’u ‘Barış Elçisi’ ilan etmesi sürdürülen katliamların altına imzamı atarım anlamına gelmemekte midir?

Bugün ABD’de neredeyse tüm vatandaşlar fişlenmektedir. Siyahlar, Müslümanlar, düzen muhalifleri hakkında dosyalar tutulmaktadır. Seyahat özgürlükleri kısıtlanmaktadır.

Özgürlükler ve fırsatlar ülkesi olarak lanse edilmeye çalışılan Amerika dünyanın en baskıcı yönetimine sahip bir ülkedir. Ve bu baskı her geçen gün daha da ağırlaşmaktadır. Yaşananlar emperyalizmin sınıf karakterini bütün açıklığıyla yeniden gözler önüne sermektedir.

ABD yeni konseptiyle birlikte bir kontrgerilla imparatorluğu olarak yoluna devam etmek istemektedir. Ama başta kendi topraklarında olmak üzere dünyanın dört bir yanında sokaklara dökülen milyonlar bu yürüyüşe dur demeye de kararlıdır. Ve bu imparatorluğun hakkından gelecek güç olan bütün ülkelerin işçileri ve ezilen halklar daha ileri boyutlarda örgütlülük ve güçbirliği arayışlarıyla konseptiyle birlikte emperyalizmi tarihin çöplüğüne gönderecek adımları atmaya başlamışlardır bile.

Almanak Bilgiler

  • Yazar: Semih Hiçyılmaz
  • Yıl: 2002
Ara...

AYRINTILI ARAMA

  • Etiketler
  • Kategori
  • Yazar
  • Yıl

Üye Giriş