Bu sayfayı yazdır

KRİZİN ÖĞRETTİKLERİ ve ÖĞRETEMEDİĞİ

Almanak 2009“Almanak: 2008 Analizleri” kitabında “Kriz: Nasıl Algı(latı)lıyoruz, Niçin Engelleyemiyoruz” başlıklı yazımda, şimdiki başlık altında yazmak durumunda olduğum noktaları açıklamış bulunuyorum. Krizlerin salt akut halleri ile değil, kronik gelişmeleri ile birlikte değerlendirilmeleri gerektiğini, bunun yapılabilmesi için ise, sistemin genetik doku analizinin yapılmasının elzem olduğunu, oysa başat iktisat öğretisinin böyle bir çabası olmadığı gibi, krizlerin öngörülememesi konusunda bir endişesinin de söz konusu olmadığını geçen yılki yazıda ifade etmiştim. Bu yılki yazımda, geçen yıl sizlerle paylaşmış olduğum konuları biraz daha genişletmenin yanında, kapitalist dünyanın almış olduğu önleyici kararlar müvacehesinde krizlerin bizlere ne öğrettiğini ya da öğretemediğini tartışmak istiyorum.

Kapitalizm 2008 yılında üçüncü küresel krizini yaşarken, ne acıdır ki, dünyanın ileri düzeydeki yüzlerce üniversitesi ve o üniversitelerde görevli, çoğu Nobel ödüllü, onlarca akademisyen krizi öngörememiş olduğu gibi, kriz oluştuktan sonra da sadece 1929 Krizi’nden alınan dersin uygulamasından başka, ne krizin organik nedeni ne de derinliği hakkında tahminden öteye geçen tek bir bilimsel ifadede bulunmuşlardır. 1929 Krizi ertesinde FED’in de taşınması bahane edilerek tüm Finansal işlemler durdurulmuş idi. Friedman’ın iddiasına göre, Şnansal işlemler durdurulmamış olsa idi kriz o denli derin yaşanmazdı. Bunun karşısında yer alan Galbraith aksi iddiada bulunarak, Finansal işlemlerin durdurulmuş olmasını olumlu karşılamış ve Şnansal işlemler durdurulmamış olsa idi krizimn daha da derinleşeceğini ileri sürmüş olmasına rağmen, son krizde Friedman’ın fikrine rağbet edilerek Şnansal işlemler durdurulmadığı gibi, tam tersine, Şnansal kurumlar desteklendi ve piyasalara tonlarla nakit sürüldü. Kriz sonrası önlemlerin değerlendirilmesi ile ilgili Friedman-Galbraith tartışmasını bir tarafa bırakarak, krizin teorik açıklamasına yöneldiğimizde iki akademisyenden de doyurucu bir açıklama  alabildiğimiz söylenemez. Zira, ikisi de sistemin genetik dokusunu çözümleyerek işleyişi ve bu işleyiş sürecinde krizlerin oluşumunu irdelememişlerdir. Bu nedenledir ki, iki akademisyen farklı sonuçlara varmıştır. Buna rağmen şöyle bir kestirmede bulunmak hatalı olmaz diye düşünüyorum. Friedman daha Keynesyen bir açıdan meseleye bakarken, Galbraith, derin analize girmeden salt yüzeysel ve sonuçla ilgili olarak daha Marksiyen bir yaklaşım izlemiştir. Zira, Friedman türü öneri kısa dönemde krizi önleyebildiği halde, uzun dönemde krize yol açarken, Galbraith türü öneri ise, bunun tersi olarak, kısa dönemde krizi derinleştirirken, uzun dönemde krizin önünde daha güçlü bir duvar örme eğilimi taşır. Bir zamanlarlar Friedman’ın Keynesci olduğu o denli gerçekti ki, 1965  yılında TİME dergisinde yayınlanan bir söyleşisinde, sonraları çok tartışılan, “Şimdi artık hepimiz Keynesciyiz” ifadesini kullanmıştır (Akerlof & Shiller, 2009; viii).

Almanak Bilgiler

  • Yazar: İzzettin Önder
  • Yıl: 2009